
Şeytan
Kahramanın Yolculuğu'nun Yeraltı Dünyasına İniş / Ölüm aşamasının üçlüsünün
(XIII Ölüm - XIV Denge - XV Şeytan) üçüncü kartıdır.
Kahraman yolculuğunun en karanlık
noktasına inmiştir. Yeraltı labirentinde keşfedilmeyi ya da kurtarılmayı
bekleyen her ne ise onun için ejderha, canavar ya da düşmanla dövüş zamanıdır.
Mitlerde ve masallarda bahsi geçen bu canavarlar, ejderhalar bilinç dışımızı
örten dertler, tehditlerdir ve bu güçlerle temasa geçtiğimiz an bunu
farkederiz. Bununla mücadele etmek cesaret ve kararlılık ister, çünkü
burada varlığımızın karanlık yönüyle yüzleşir ve onu deneyimleriz.
Hayatımızda hiç
duymadığımız şeyler, ya da bizimle hiç işi olmadığına inandığımız,
kötü ve aşağılık diye reddettiğimiz şeylerdir burada uğraştıklarımız.
Başkalarına yakıştırdığımız, bizi üzen, derinden öfkelendiren, iliğimize
kadar utandıran davranışlara, düşüncelere bizim de sahip olduğumuzu
kavrama zamanıdır. Bunlar bu gölgeler diyarında bastırılmışlardır ve
biz bunların ya hiç ya da çok az farkındayızdır. Ne kadar istemesek ve bizi ne kadar korkutsa
da, şimdi bunları farketme
ve kabul etme zamanımızdır.
Bu yönümüz
Jung’un psikolojik tiplemesindeki bastırılmış, ön plana çıkarılamamış,
bilinç dışında kalmış dördüncü özelliğe ait nitelikleri barındırır.
Bilincimiz sıkça bastırdığımız ve unuttuğumuz şeylerin artık yaşamadığına
inanma cehaletine kapılır. Halbuki onlar bilinç dışında yaşarlar ve
etkindirler, yalnızca bilincimizde değildirler ve bu daha da kötüdür. Çünkü
o zaman bizim kontrolümüzde değillerdir. Halbuki bilince taşındıklarında
onları kabul eder, onlarla uzlaşır ve onların oyuncağı olmaktan
kurtuluruz. Yani şeytana uyma durumunu yaşamayız. Bu sevilmeyen ve yaşanmayan
yönler biçim almak ve yaşanmak isterler. Bütünlüğü yakalayabilmek için
bunlara izin vermemiz gerekir ve dahası, böylelikle bu bizim için iyileşme süreci
olur. Çünkü o özellikleri aniden gelen dürtülerle şeytanca yaşamak
yerine, onları kişiliğimizle bütünleştirerek sağduyulu ve sorumlu bir şekilde
kullanabiliriz.
Onları olmaya bırakamazsak onlardan kurtulamayız. Bu sefer içimizdekileri
dışarıya yansıtarak onlara kılıf uydurmaya başlarız. Kendi şeytanımızla
yüzleşmediğimiz gibi diğer insanların da şeytanıyla yüzleşmekten kaçarız
ve bu da olgunlaşmanın önünde en önemli engeldir.
Prensipte
Şeytan nefsini koruma içgüdüsüyle ilintilidir ama kolayca elimizden kaçar.
Hepimizin içinde gizli bir ego odaklı dürtü vardır, bu da kişisel
isteklerimizi tatmin etmektir. Şeytan aktivitelerinin sonuçları ile ilgilenmez,
o yalnızca kendi ilgilendiklerine yönelmiştir. Başkalarının
ilgilendikleriyle hiç işi olmaz. Bu dürtüyü belirli bir çizgide tutan ve
ona yön verebilen toplumsal ve etik kurallar mevcuttur, ama o bir insan özelliği
olarak daima var olmuştur ve olacaktır.
Bazen
hayat kurtarıcı da olabilir, örneğin ya batacağımız ya da çıkacağımız
ciddi bir krizin ortasındayken bizi kurtaran şeytanın gücüdür. Savaş
zamanı barış zamanında yaptığımızdan utanacağımız şeyleri yaptığımız
için hayatta kalırız. Ama hayat
da kurtarabilen bu kartın diğer yandan başkalarının kaybı pahasına
kendimize çıkar sağlamaya çalışmak, kolay
yoldan zengin olmaya ve güç edinmeye çalışmak, belden aşağıya vurmak, güvensiz
cinsel ilişkilere girmek, sefahate düşmek gibi tuzağına düştüğümüz
tehlikeleri de vardır.
Etik
olmayan yönlerimizle önünde sonunda yüz yüze geliriz. Biz farkında olmasak
da kafamızda Şeytan’ın yükseldiği oldukça fazla durumlar vardır. Ve böyle
durumlarda ya içsel bir sorgulama biçiminde ya da dış dünyada çok ayartıcı
ve cazip olan ama başkalarına verilen fırsatlar
gibi ortaya çıkar. Bir ayartmaya karşı direniyor musunuz, ya da el altından
çalışırken kendinizi çok adil ve iyi olarak mı sergiliyorsunuz?
Neden bazı şeylere burnumuzu sokarız? Yalnızca temiz bir niyet mi
yoksa bunun arka planında bizi manipülatif olmak için ayartan bir şeytan mı
var? Şeytan
bizi gölgemizle yüzleştirir ve bizim de onunla bütünleşebilmek için onu
incelememiz ve üzerinde çalışmamız gerekir. Ancak bu şekilde onların
davranışlarımızla kendilerini ima etmelerinden, bizi çapraşık
problemlerin ortasına atmalarından veya ne olduğunu bile kavrayamadan
kendimizi bir suçlama karşısında bulmaktan ya da kendimizi suçlamaktan
kurtulabiliriz.
Ancak burada çok takılırsak kendimize ve dünyaya
ilişkin çok yanlış bir görüş geliştirir, ve gölge özelliklerimizi tümüyle
dışarıya ve başkalarına yansıtırız. Bizim gözümüzde her şeyin suçlusu
onlardır ve onlarla sözlü ya da fiziksel olarak savaşmakta haklıyızdır.
Giderek daha duygusal oluruz, yansıtmalarımız giderek artar, olgunlaşma sürecimiz
durur ve gerçek benliğimiz arzu dünyasında hapis kalır ta ki bir fırtına
Kule’yi (yani bir sonraki kartı) yıkana kadar.
Güneş Yamanlıca,
01.12.2007, İstanbul
Kahramanın
Yolculuğu
Kahramanın
Yolculuğu ve Büyük Arkana
|