|
Hepinize
Merhaba,
Dünyamız
1 Ocak 2012'den itibaren bir Aziz yılına giriyor. Ben bu yılın
mottosunun Şef Seattle'ın da dediği gibi "Dünya bize ait değil,
biz dünyaya aitiz," olduğunu düşünüyorum.
Aziz
kartı anlam aradığımız, inanç duygumuzu geliştirdiğimiz, kendi
etik değerlerimizi oluşturduğumuz ve aidiyet duygusu kazandığımız
bir dönemdir. Dış dünyada karşılaşacağımız şeylere hazır
duruma gelmek için eğitildiğimiz ve aynı zamanda vicdanımızın biçim
aldığı bir süreçtir.
Bu
süreçte aidiyet duygusu ve bu duyguyu arayış ağır basar, çünkü
ilk birliğimizden ayrılmış, bir diğer insanı ilk defa algılamış
ve şimdi de kendimizi tanımlayacak bir dayanak arayışına girmişizdir.
Ancak burada esas olan bu süreçteki oluşumların tümüyle bize özgü
biçimlendirilmesidir, onun için Aziz'in geleneksel ve dogmatik yapısına
dikkat etmemiz gerekir. Çünkü Aziz sembolize ettiği nitelikler
nedeniyle klasik yapıyı, dini, sosyal kurumları ve aile birliğini
temsil eder. Ama aynı zamanda da bize yaratıcılığımızı nasıl
ortaya koyacağımızı ve başımıza gelenleri ya da karşımıza çıkanları
nasıl anlamlandıracağımızı öğreten ve böylelikle keşiflere ve
yeniliklere vesile olan Chiron'dur.
Aziz
kendi düşüncelerinin, kendisi için doğru olan fikirlerin başkaları
için de aynı şekilde doğru olduğu yanılgısına düşüp bunları diğerlerine
dayatmanın kendisi için bir görev olduğunu düşünebilir. Muhafazakar
yapısı nedeniyle de bilinmeyenden korkabilir. Onun için sosyal olarak
onaylanmak ve kabul görmek de önemlidir. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek
baskıcı yapısı gölge yönüdür.
Ancak
gerek oluşturmaya çalışacağımız birliklerde, gerek biçimlendirmeye
çalışacağımız vicdanımızda ve etik değerlerimizde, gerekse de
Chiron'dan öğreneceklerimizde unutmamız gereken şey dünyanın bize değil,
bizim dünyaya ait olduğumuzdur. Dolayısıyla önceliğimiz ait olduğumuz
dünya (toprak) ve ait olduğumuz insanlık (insaniyet) olmalıdır. Eğer
bunu yapabilirsek o zaman Erich Fromm'un dediği gibi "sahip olmak
yerine olmak" yolunda ilerleyebiliriz.
Zaten
sayısal sembolizmi açısından da beş sayısı insanoğlunun sayısıdır.
Vücut olarak insan sahip olduğu iki bacak, iki kol ve gövde-baş bütünü
ile beş bölümden oluşur. Bunun beraberinde duyularımız da beş
adettir. İlk çift sayı(2/dişi) ile ilk tek sayının (3/erkek) toplamından
meydana gelir, o nedenle kutsal birlik ve evlilik sayısıdır. Dolayısıyla
yaratılışın, yaşamın ve yaşamın sürekliliğinin sayısıdır. Ve
Aziz kendi sayısının sembolize ettiği değerleri korumak ve yaşatmak
durumundadır. Bunun için de kendi öz vicdanı ona yol gösterir.
Aziz
kartının aydınlık ve gölge yanları ile etkin olduğu yıl hem dünyada
yeniliklerin habercisi bir yıl hem de baskı ve savaşların yılı
olabilir.
Yenilikler,
icatlar ve keşifler için birkaç örnek verecek olursak, ilk mikrofon
(1877), ilk gramofon(1877), ilk cola (1877), ilk sinema aleti (1895), ilk
x ışınları (1895), ilk entegre devre (1958), ilk kalp nakli (1967),
ilk yerli arabamız Anadol (1967) birer Aziz yılında topluma sunulmuşlar,
keşfedilmişler, icat edilmişler ya da gerçekleştirilmişlerdir.
Aidiyet
duygusu açısından örnekleyecek olursak da Galatasaray Lisesi'nin bir
Aziz yılı olan 1868 yılında kurulmuş olduğunu söylemek sanırım
tek başına yeterlidir.
Aziz
yılının baskı ve savaş yönünün bazı örnekleri ise oldukça çarpıcıdır.
Her iki Arap-İsrail savaşı da (1949 ve 1967) Aziz yılında gerçekleşmişlerdir.
1949 yılında Sovyet Rusya'nın ilk atom bombası denemesi yapması ve
aynı yıl Çin'de yönetimin Mao liderliğindeki komünistlerin eline geçmesi
üzerine Amerika'da artan antikomünist korku zaten tohumları atılmış
olan Mccarthy döneminin ateşini yükseltmiş ve komisyon sorgulamaları
başlamıştır. 1958 Irak'ta, 1967 de Yunanistan'da askeri darbe yıllarıdır.
Çin Halk Cumhuriyeti ilk hidrojen bombası denemesini 1967 yılında yapmıştır.
Ülkemizde o çok sembolik olan Amerikan 6. Filo protestosu 1967 yılında
gerçekleşmiştir. İkinci körfez savaşının yılı ise 2003'dür.
2012'nin
ise aydınlık bir Aziz yılı olması dileğiyle yeni yılınız kutlu,
yolunuz açık olsun.
Güneş
Yamanlıca
|